Swipe to the left

MÜZİĞİYLE DOKUNAN DAHİ

MÜZİĞİYLE DOKUNAN DAHİ
Editör: Özgül Kaya 6 Kasım 2016 6472 Gösterim Yorum yok

Dahi yakıştırmasıyla akıllara kazınan Ray Charles 1930 yılında Georgia’da doğdu. Hayatının henüz başlangıcında inanılmaz başarılara imza atan Ray, müzikle üç yaşındayken baptist kilisesi korosunda tanıştı. Üç yaşındayken piyano çalmayı öğrendi. Daha beş yaşındayken Florida’da cafe tarzı bir yerde kalabalık önünde piyano çalmaya başladı. Evleri çalıştığı bu yere yakın olduğu için Ray hiçbir sorun yaşamıyordu. Kardeşini kaybettiği kaza, fakirliğini saymazsak, hayatındaki darbelerden ilki oldu. Kötü kader Ray’i ve ailesini adeta takip ediyordu. Altı yaşına geldiğinde ise başına gelebilecek en talihsiz şey olan glokom hastalığı başladı. Önceleri görme bozukluğu şeklinde etkisini hissettiren hastalık, zamanla görme yetisi kaybına neden oldu ve Ray, yedi yaşındayken hiçbir şekilde göremez hale geldi. Yaşadığı olay hiç de kolay kolay atlatılabilecek türden değildi. Ray acilen okul değiştirmek zorunda kaldı. St Augustine’de yer alan bir körler okulunda eğitimine devam etti. Daha hastalığın şokunu atlatamamıştı ki on yaşındayken babasını kaybetti. Babasının acısı neredeyse tazeyken 15 yaşında kanser olan annesini kaybetmesi okul hayatına neredeyse darbe vurdu. Ray’in adeta kimsesi kalmamıştı. Bir şekilde başının çaresine bakması gerekiyordu. Bunun çözümünü okulu bırakıp ciddi bir şekilde çalışmakta buldu…

PARMAKLARDA BAŞLAYAN HAYAT

Ray hayatını devam ettirmek zorundaydı. Yirmili yaşlarına geldiğinde piyano çalabilmesinin avantajlarını kullanarak caz ve blues piyanisti olarak gece kulüplerinde çalmaya başladı. Nathaniel Adams Coles tarzıyla dikkat çeken Ray, çok geçmeden Ahmet Ertegün’ün onun için yazdığı “Mess Around” isimli boogie-woogie klasiği ile özgün tarzını oturtmaya başladı. 1952’de çıkardığı ilk plağın hemen arkasından bir yenisi geldi. İkinci plağı yayınlamasının ardından Guitar Slim’in “The Things that I Used to Do” isimli şarkısına bir düzenleme yaptı. Bu düzenleme sayesinde plağı bir milyonun üzerinde sattı.

MÜZİK DEVRİMİ

Ray, 1954 yılında daha önce hiç yapılmamış bir şey yaptı. Gospel ile blues tınılarını aynı potada eritti ve bir şarkıda bir arada kullandı. Büyük bir çoğunluk bu yeni harekete adeta hayran kaldı. Her ne kadar muhafazakar bir kesimin ağır tepkilerine maruz kalmış olsa bile Ray yoluna tam gaz devam ediyordu. Neredeyse klasik sayılacak “I got a Woman”, “Hallelujah I Love Her So” gibi şarkılar hep bu oluşturmuş olduğu yeni tarzının temellerine sahipti. Ve şarkılar çok kısa sürede listelerin başında yer aldı.

FUNKY CANLANIYOR

Ray, funky caz tarzını yeniden canlandırarak bu tarzda çok sayıda plak yayınladı. Bunların başında “Hit the Road Jack”, “Georgia on My Mind” gibi klasikler başı çekti. 14 yılı aşkın bir süreç içerisinde 15’e yakın albüme sahip olan Ray, 1964 yılında “Ballad in Blue” isimli film ile oyuncu yanını da ispatladı. Bu film ile birlikte diğer filmler de peşinden takip etti: “The Cincinnati Kid”, “The Blues Brothers”…

Film oyunculuğunun ardından Ray, “Tangerine” ve “Crossover” isimli plak şirketlerini kurdu. Kendi hayatını anlattığı “Brother Ray, Ray Charles’ Own Story” isimli otobiyografisi daha sonra Oscar ödüllü “Ray” filmine de konu oldu. Ray bu filmlerin müziklerini de kendisi yaptı.

2004’e kadar 13 Grammy ödülü alarak Ray, yaşayan bir efsane olduğunu herkese ispatlamış oldu. 73 yaşına geldiğinde ise unutulmaz bir müzik efsanesi olarak hayata veda etti.

BU ŞARKILAR KİME?

Bu kadar etkileyici ve kült şarkıları bestelemek hiç de kolay değildi. Ray Charles’ın efsane haline gelen şarkılarında tek bir ortak nokta vardı. O da şüphesiz şarkıda geçen kadın veya kadınlardı.

Ray Charles’ın şarkılarının bu kadar özel olmasının ardında elbette sanatçı kişiliğinin ardında yatan mükemmel dehası yer alıyor. Peki kadınlar? Neredeyse tüm şarkılarında adı geçen bu kadınların etkisi olmadı mı Ray Charles’ın şarkılarını bestelemesinde? Aslında hemen hemen hepsinde…

Ray Charles’ın hayatında belki de sayısını kendisinin bile bilemediği kadınlar oldu. Sayısızlardı… Her birinin güzelliği parmaklarının ucundaydı. Ray Charles kadınlarını göremiyordu belki ama elleriyle okşadığı güzellikleri parmak uçlarında canlandırarak piyanosundan tasvir ediyordu. O bir kadına sahipti… Ve onun için aptala dönebilirdi. Ona sevgi verecek kadınlar hep bir yerde vardı. Kadınlara aşk için seslenirdi. Aşkı da en az bir kadın kadar severdi. Gecesinde ve gündüzünde her anında kadınların var olmasını isterdi. Onlardan aşk dilenirdi. Hele onların öpücükleri… Paha biçilemezdi… Eğer Ray’in kadını giderse nasıl yaşardı ve nasıl devam ederdi hayatına? Bunu düşünmek bile imkânsızdı.

Çok şükür ki bir kadını seviyordu. Ve onu öylesine seviyordu ki hayatına her kim girerse girsin ondan üstün tutmazdı. O her zaman yanındaydı. Ama ona kötü ve cimri davranan kadınlara ise tahammülü yoktu. Böyle davranmaya devam eden kadınlara en büyük cezası ise eşyalarını toplayıp gitmekti…

Tüm bunlara şarkılarında bir şekilde yer veren Ray Charles, kadınları öylesine içten hissediyordu ki tüm bu duygular şarkılarına yansıyordu. Kadınlardan bahsetmediği şarkıları olsa bile gelmiş geçmiş en hit Ray Charles şarkılarının öznesi bir kadındı. Kadınları bu denli içten hissetmesinin sebebi de onlara olan tutkusuydu. Tutkuyla karışık sevdiği kadınlar sahnede dahi onu yalnız bırakmadı.

Ray Charles’ın en yakın arkadaşlarından Andy Ennis sanatçı ile yaklaşık 9 yılı aşkın çalışmıştı. Onu en yakın tanıyanlardan biri olarak Ennis “Kadınları ve parası her şeyiydi” diyor.

Ray Charles 2 evlilik yaptı. Ama birlikte olduğu kadın sayısı neredeyse sayısızdı. Öldükten sonra ardında 11 çocuk, 20 torun, 5 tane de torununun çocuğunu bıraktı. Ama bunlar sadece bilinenler. Hayatına giren kadınlar hakkında bilinen tek şey ise hiçbirinin kim olduğunun bilinmemesiydi.

Müzik kariyeri boyunca “müzik için doğup onunla doyarak yaşadığını” söyleyen Ray Charles’ı nasıl müziksiz düşünmek doğru olmazsa, Ray Charles şarkılarını da kadınsız düşünmek bir o kadar imkansız.