Swipe to the left

OTHELLO DESDEMONA’YI ÖLDÜRDÜ

OTHELLO DESDEMONA’YI ÖLDÜRDÜ
By Özgül Kaya 28 Ağustos 2016 268 Gösterim Yorum yok

Aşk… Şairlerin güzelliklerle değindiği bu duygu mutluluğun kaynağı olarak görülmüş. Hatta çoğu zaman karşılık bile beklenmemiş aşkı tarif ederken, ki en makbulleri karşılıksız olanları olmuş. Peki gerçekte bu kadar masum mu aşk?

Eski dönemlerde yaşanan aşk hikayelerini değerlendirmek konumuz dışında kalmakla beraber asıl sorumuz günümüz aşklarına. Bu noktadan cevap da çok kolay çıkıyor; hayır. Günümüzde aşk gerçekten ilişkiden ayrı düşünülmüyor, yaşanan mutluluk oranında aşktan bahsediliyor ya da tam tersi olarak arabesk bir bakış açısıyla mutsuzluk oranında yüceliyor aşk. Bu kadar ticari bir anlam kazanan aşkın getirisi de doğal olarak anlamsız kıskançlıklar oluyor.

Aslında kıskançlığın aşkla birebir ilişkili ve hatta onun kadar güzel tarifleri var. Örneğin Nazım Hikmet’in Piraye’ye yazdığı, son dizelerinde “Fakat elimde değil, seni kıskanıyorum, beni affet” satırlarının yer aldığı, şiirdeki gibi. Ancak bizim bahsettiğimiz tabii ki bu değil. Çünkü böylesine şairane kıskançlığın ilişkiye veya aşka zarar vermesi düşünülemez bile.

Bizim bahsettiğimiz günümüzde yaşanan, artık ilişkinin ve aşkın çok ötesine geçen kıskançlık. Hani erkek veya kadın artık “aşık olduğu” kadına veya erkeğe hayatı zindan eder ya, işte o. Başta çok masum gelişir her şey. Tadına doyulmaz bir “aşk” söz konusudur. Kişi “aşık” olduğuna tüm varlığını verir. Onun için ölümü bile göze alabilir hatta. Sonunda da “aşık” olunan insan teslim eder kendini aşka. Ama büyük ihtimalle o kişiye değil.

Sorun da burada... Aşkı talep eden kişi artık amacına ulaştığından elde ettiği “aşkını” elinde tutmayı amaç edinmeye başlıyor. Onun kendinden uzaklaşmaması için gerekli gördüğü her şeyi yapıyor. Sonuçta da artık ilişkinin ve aşkın önüne geçen kıskançlık çıkıyor ortaya. Hele ilişkinin sonu evlilikle sonuçlanmışsa. Yaşam alanları daraltılıyor, görüştüğü insanlar engelleniyor. Gücü olsa nefes almasını bile engellemesi kaçınılmaz. Zaten sonuçta da küçük bir şüphenin ardından, bir zamanlar uğruna ölümü göze alacağını söyleyen kişi “aşık” olduğu kişiyi öldürüyor.

Bu tür kıskançlık sana çok uç bir örnek olarak gelebilir. Ancak etrafına şöyle bir göz gezdirdiğinde göreceksin bunun ne kadar yaşandığını. Gazetelerin üçüncü sayfaları, ana haber bültenlerinin ortalarında çıkan haberler genelde “aşk cinayetlerinden”, daha doğrusu “kıskançlık” cinayetlerinden bahsediyor.

Aslında bunun bir hastalık olduğu çoğu kimse tarafından bilinmez. İsmi Othello Sendromu. Hikaye kısaca şöyle:

Shakespeare’in en ünlü eserlerinden biri olan Othello’da, oyunun kahramanlarından Othello ve karısı Desdemona birbirlerini büyük bir aşkla sevmektedir. Ancak, İago, Othello'ya karşı kinlidir. Othello’nun büyük aşkı karısına ilk armağanı olan mendili karısı Desdemona kaybetmiştir. Othello, karısının mendili kaybetmesinden kuşkulanmaya başlar. Mendili ele geçiren İago, Othello'nun Desdemona'ya güvenini sarsacak bir plan kurar. İago'nun planı sonucunda Othello, Desdemona'nın Cassio'yla aşk yaşadığından kuşkulanmaya başlar. İçindeki kıskançlık gün geçtikçe büyüyen Othello, Cassio’yu ve karısını öldürür. Sonunda her şeyin İago’nun planı olduğunu öğrenen Othello kendini de öldürür.

Yüzyıllar öncesinde usta kalemin sayfalara taşıdığı bu hikaye aslında günümüzde yaşananların bir kopyası. Çözüm mü?

Aslında çözüm o kadar da basit değil. Psikolojik açıdan bireylerin ve sosyolojik açıdan toplumun mutlaka bilinçlendirilmesi ve özellikle de sanat ile kültürün güçlendirilmesi gerekli. Ancak böyle olunca insanlar gerçek aşkın farkına varabilir ve Nazım Hikmet’in dizelerindeki şairane kıskançlıkla ilişkilerini renklendirebilir.

Posted in: YaşamSevil'den
Bize Ulaşın