Swipe to the left

TUVALE YANSIYAN KADINLAR

TUVALE YANSIYAN KADINLAR
By Özgül Kaya 15 Temmuz 2016 379 Gösterim Yorum yok

Johannes Vermeer’in hayatıyla ilgili edinebildiğimiz net bilgiler evlilik, doğum sertifikası, satış belgeleri ve borç kâğıtlarından ibaret. Bu bilgilerden, Vermeer’ın, 1632 yılında Delft’te dünyaya geldiğini ve kâhyalık yapan bir ailenin çocuğu olduğunu öğreniyoruz. Vermeer, tüm yaşamını bu 25.000 kişinin yaşadığı küçük kasabada geçirdi. Babası Reijnier Janszoon orta sınıfına ait bir ipek işçisiydi. Dolayısıyla da sanatı kendi yeteneğinden alevlendi. Kısa bir zaman dilimini Amsterdam’da ressamların yaşadığı bir sokakta geçirdi. Ama dönemin tüm ressamları gibi açlık ve parasızlığın yarattığı baskı sonucunda tekrar doğduğu kasabaya, Delft’e dönerek 1615 yılında –kendisi Protestan olmasına karşın– Katolik bir kız olan Catherina Bolenes ile evlendi. Catherina Bolenes’in ailesi Vermeer’e göre daha zengindi. Bu durum Vermeer için bir avantajdı. Çünkü resimden ne yazık ki para kazanamıyordu. Söylentilere göre Vermeer’in 1653 yılında nikâhlarından önce Katolik olması da karısının ailesi tarafından kabul görmesi içindi. Ressam bundan yedi yıl sonra “Katolik İnancının Alegorisi” isimli bir çalışmaya imza attı. Vermeer bu tabloda komünyon inancını anlattı. St. Luke Derneği’ne usta ressam unvanı ile katılan Vermeer, çıraklık eğitimini tamamlayarak profesyonel olarak çalışmaya başladı. Resim yapmak dışında diğer Delftli ressamların resimlerinin satışı ile de ilgilendi. Vermeer, karısıyla birlikte yaşadığı evlerinin ikinci katına bir oda yaptırdı. Bu odada ömrünün sonuna kadar resim çizdi. Vermeer’in tüm eserleri bu odada doğdu. Belki de ressamın eserlerinde her zaman göze çarpan ev yaşamından kesitlerin en büyük sebeplerinden biri de buydu.

TAŞRALI “TÜR RESSAMI”

Vermeer, hayatın içinden kareleri tablosuna yansıttı. Ev içindeki gündelik hayat ve kadınlar, onun tuvallerinde vazgeçilmez başrol oyuncuları olarak yer aldı. Vermeer hayatı boyunca taşralı bir “tür ressamı” olarak tanındı. Resimlerinde kullandığı parlak renklerle çalışmalarını, oldukça uzun zaman dilimlerine yayarak sonuçlandırdı.

Gündelik ev halleri her ne kadar onun en çok işlediği konulardan biri olsa da, Vermeer’in tüm tablolarında hissedilen bir aşk vardır. Ev içindeki kadın hallerini resmederken dahi, mutlaka bir yerden sevgi ve aşk teması varlığını hissettirir. Bazen kadının yüzünde, bazen ellerinde bazen de gözlerindedir aşk... Vermeer’in eserlerindeki dünya, yaşadığı hayata inat kusursuzdur. Tablolarındaki ışık kullanımı ve bu kullanımı ustalıkla işleyişi Vermeer’i diğer ressamlardan ayıran önemlik bir özellik.

HOLLANDA’NIN MONA LISA’SI: İNCİ KÜPELİ KIZ

Dünyanın en ünlü ve en beğenilen portrelerinden biri olan ve Hollanda’nın Mona Lisa’sı olarak betimlenen “İnci Küpeli Kız” Vermeer’in kariyerindeki en önemli tablolardan biri. Resimdeki kızın kocaman gözleri ve dudakları arasından güçlükle seçilen gülümsemesi tıpkı Mona Lisa’da olduğu gibi, masum bir gülümseme mi yoksa baştan çıkartan bir ifade mi, yorumlayanın psikolojisine göre değişen ilginç bir özelliğe sahip. Bu ünlü tablonun esrarı aslında resmin sahibi Vermeer’in esrarı... Kimilerine göre yasak bir aşk hikâyesi...

KONUŞAN TABLOLAR

Vermeer, iç mekân çizimlerinde hep bir kadın üzerinden ev yaşamını anlatan konuları işledi. Resimlerinde 17. yüzyıla ait Hollanda kadınlarının sosyal hayatına dair bilgilere yer verdi. Özellikle bu resimlerinde Vermeer, kadının yüzündeki ışığı o kadar ustaca kullanmıştır ki yaşadığı dram adeta tabloyu dile getirir. Renkler kelime kelime taşar tablodan.

Kırsal kesimde yaşayan sade bir kadının süt döküşünü resmettiği gibi, lüks odalarda koltuğa uzanan zengin kadınların portrelerine kadar her seviyeden kadını resimlerinde konu etti. Vermeer bu konuları işlerken kadınların ifadelerini resminde konuşturarak, gerçekmişçesine çizdi. Günlük yaşamdan aldığı basit kareleri, zamanın dışına çıkararak ölümsüz bir kompozisyon haline getirdi.

Posted in: Sanatta Kadın
Bize Ulaşın