Swipe to the left

FRANCESCA’NIN BEDENSEL DİYALOGLARI

FRANCESCA’NIN BEDENSEL DİYALOGLARI
By Esma Kocabaş 21 Mart 2016 1687 Gösterim Yorum yok

Francesca Woodman, on yıl kadar süren fotoğraf yaşamına çok derin anlamlar yükleyen bedensel, zamansal ve ruhani sınırları, kadın bedenleriyle duvarların ötesine taşıdı. Karakterindeki gizemi siyah beyaz fotoğraflarla canlandırdı.

Francesca Woodman 1958 yılında dünyaya gelen Amerika asıllı bir fotoğrafçı. Çektiği fotoğraflar gibi siyah beyaz bir dünyada, hayatını sanatla aydınlatan Woodman, sanatla iç içe olan ailesiyle Floransa yakınlarındaki bir çiftlik evinde büyüdü. Daha çocuk yaşlarda sanat için bir şeyler yapmayı kafasına koyan Woodman, 13 yaşına geldiğinde fotoğrafçılık adına ilk çalışmalarını gerçekleştirdi.

FEMİNİZM ETKİSİ

1980’lerin toplumsal sınıflandırmaları özellikle cinsellik konusunda baskın bir hale gelmişti. 1960’larda başlayan feminizm dalgası özellikle 80’li yıllarda hem edebiyatta, hem sanatta hem de toplumsal hareketlerle çok daha fazla yol kat etti. Bu yıllarda kadınlar bir takım haklar kazanmış olsa da yine bu zorlu süreci özellikle sanat alanında bolca dile getirme şansına sahipti. Ataerkil düzeni eleştiren, gelenekseli yıkmaya çalışan bu kadın sanatçılar arasında genç yaşına rağmen Woodman de yer aldı. Woodman isminin de yer aldığı bu feminist sanatçılar “erkek sanatçı” anlayışını yıkmaya yönelik çalışmalarda bulundu. Batı sanatındaki erkek egemenliği ve kadınlara dayatılan politik, siyasi ve kültürel roller sert bir tavırla eleştirildi. Özellikle Woodman ve diğer kadın sanatçılar kendi bedenlerini kullandıkları fotoğraflarda dayatılan rolleri yıkmaya çalıştılar. Çalışmaların ortak noktası domestik işler altında ezilen kadınlar, tecavüz ve cinsiyet ayrımcılığının yarattığı buhranlardı. Daha sonra bu grup büyük müze ve sergi alanlarının koleksiyon anlayışlarına da sert eleştiriler getirdi.

İlk başlarda fotoğraflarında çıplak vücutlara ağırlıkla yer veren Woodman, sonraları bedeni bir müze objesi ya da bir kâğıda sarılmış anlık görüntülerle sergiledi. Kimi fotoğraflarda sinema karesinden alınmış bir kesit gibi yer alan bedenler kimi fotoğraflarda ruhani bir fluluğa ya da silinen bir siluete dönüştü.

KİMLİKSİZ KADINLAR

Çalışmalarını daha profesyonel bir hale getirmek için Rhode Island School of Design’da eğitim alan sanatçının tercihi neredeyse tamamen siyah beyaz fotoğraflar üzerinde çalışmaktan yanaydı. Çoğu zaman fotoğraflarının modeli olarak kendi bedenini kullanan Woodman’in kendi bedeni dışında kullandığı modellerin de hemen hemen hepsi kadınlardan oluşur. Kadınlar kimliksizdir. Woodman’in karelerinde kadınların kim olduğunun önemi yoktur çünkü bedenlerinin sadece belirli bölümlerinden yakaladığı kesitler, o kadının kim olduğuyla değil ne yaşadığıyla ilgilidir. Sadece tek bir fotoğrafla kadının işkence çektiği izlenimi yaratır. Ya da tecavüze uğramış bir kadındır objektife takılan.

70’lerin kadını olarak Woodman, kendisini, bedenini dişilikle çerçevelenmiş bir cisme dönüştürerek kurtarmaktadır ve bunu kendine özgü bir tarzla gerçekleştirir. Fetişleştirme, metamorfoz ve çiftleme stratejilerini uygulayarak bedensel, zamansal ve ruhani sınırları tekrar tartışmaya açar.

Bedeni dişi kimliğinin ana göstergesiyken, sadece düşsel olarak, kendisinin morfolojisinin sınırlarının kalktığını sembolize etmez. Aynı zamanda toplumsal, sembolik ve alışılmamış olanla bağ kurar. Bedeni dışımızdaki gerçeklikle toplumsal yapılar ve “diğer”in bilinçaltı arasındaki açık sınırdır.

Freudyen bir yaklaşımla Woodman, birer özne olabilmeyi, bizlerin aslında sadece birer beden olduğumuz gerçeği ile onaylar. Woodman’in kendi ifadesiyle kadın, kendi görüntüsünü birçok düşsel hayaleti ile çoğaltabilir ve onları harekete geçiren gerçek kendisini örtebilir.

Woodman’in fotoğraflarının ortak noktası şudur: Oldukça sade ve basit bir şekilde vücudu ve az sayıda başka nesneler gösterir. Genellikle kendisini diğer insanların eşliğinde açık hava dekorlarında sergilerken tarihsel veya sosyal gerçeklikten uzak durur. 1972’den beri yaşadığı yeri, alışılmamış elbiseler ve mükemmel muhitler kullanarak dönüştürmeye başlar. Elbette bunların hepsi kendisinin peri gibi büyüleyici etkisi sayesinde olmaktadır.

Fotoğraflarına arka plan teşkil eden ortamlar genellikle yoğun bir biçimde farklı obje koleksiyonlarından oluşur. Bu Woodman’in çok önem verdiği fotoğraflarında sıklıkla karşılaştığımız bir şeydir. Woodman terk edilmiş, harabe iç mekânları tercih eder. Bu mekânları kendi mizansenini uygulayabilmek için kullanır ve doğru bir öngörüyle yeni bir varoluş yükselir. Bu kadın objesiyle kurulan yeni bir ilişkidir. Bu sürecin önemli örneklerinde, Woodman kendisini çıplak olarak diz çökmüş, elleriyle kasıklarını gizlerken portrelemiştir. Ön planda ise beyaz bir zambak duvara karşı yerleştirilmiştir. Zambak saf, bakire aşkını sembolize eder ve konumu itibariyle de bu resimde penise benzemektedir ya da ölümcül bir şey çağrıştırır çünkü zambak zehirli bir çiçektir. Woodman bununla kendisini bilinmez kaderden korumaya çalışmaktadır. Woodman’i besleyen en büyük kaynak kendi düşüncesinde yol alan vücudu ve karmakarışık aklıdır.

DRAMATİK SON

İçinde yer aldığı feminist sanatçılar ne yazık ki Woodman’i hiçbir zaman anlamadı, anlamaya çalışmadı. Hatta kimilerinin görmezden geldiği bile oldu. Çok da sağlıklı bir psikolojiye sahip olmayan Woodman’i bu durum daha da derinden etkiledi. Bu süreçte yayımlanan ve tek kitabı olan “Some Disordered Interior Geometries” de yine aynı şekilde görmezden gelinen ama içerik olarak oldukça değerli olan kitaplar arasında yer alıyor. Gün be gün depresyona yenilen Woodman 1981 yılında New York’ta bulunan evinden kendini aşağı attı. Ve ne yazık ki öldükten sonra eserleri dikkat çeken sanatçılar arasında yerini aldı. Yüzyılın en değerli ve gizemli sanatçıları arasında yer alan Woodman’in çalışmaları halen avangard ve feminist dalgada yer alan sergilerde başı çekiyor.

Posted in: Sanatta Kadın
Bize Ulaşın