Swipe to the left

FELLİNİ KADINLARI

FELLİNİ KADINLARI
By Özgül Kaya 6 Eylül 2016 218 Gösterim Yorum yok

1920 yılında İtalya’da dünyaya gelen Federico Fellini, İtalyanların adeta bir kültür hazinesi. Gezgin bir sanatçının oğlu olan Fellini, ailesi tarafından gönderildiği dini okulların hiçbirinde eğitimine devam etmedi. Henüz 10 yaşındayken evden kaçarak bir sirkte çalışmaya başladı. 1938 yılında sevdiği yolda ilerlemek için Floransa’ya giderek üniversiteye kaydını yaptırdı. Ama okula devam etmek yerine “420” adında bir mizah dergisinde ve “Avventuroso” isimli resimli roman dergisinde çalışmaya başladı.

Dışarıdan birçok dergiye ve gazeteye çizgi roman ressamlığı, gazetecilik ve öykü yazarlığı yaptı. Bu dönemde özellikle sirklere ve çadır tiyatrolarına olan ilgisi onu sahne sanatlarına yönlendirdi. İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda radyo skeçleri yazdı ve karikatürist olarak çalıştı. Fellini’yi sinema dünyasına yönelten şey dostu Aldo Fabrizi’nin ısrarcı tutumu oldu.

Bir film senaryosu ile ilgili Roma’ya geldiğinde çok sevdiği oyunculardan biri olan Giulietta Masina ile 1943 yılında evlendi. Fellini ve Masina birçok filmde birlikte çalıştı.

SİNEMA İLE AŞK

Fellini’nin, Rosselini ile birlikte çalıştığı dönemlerde sinemaya olan aşkı daha da alevlendi. Senaryo yazarı ve yönetmen yardımcısı olarak Rosselini, Alberto Lattuada ve Pietro Germi ile çalıştı. Ve artık kendi filmini çekme zamanı gelmişti: 1950 yılında Lattuada ile birlikte “Varyete Işıkları” isimli filmine imza attı. 1973’te çektiği “Amarcord” filmiyle Fellini, çocukluk ve gençlik döneminin özünü anlatır ve hatta filmin adı gibi o dönemleri “anımsatır”. İşte bu yüzden de “Amarcord” tüm Fellini filmlerinin özünü oluşturur.

Ardından çektiği “Casanova” filmi ile Fellini, kazanova kavramını tersine çevirir. Fellini’nin kazanovası aşırı makyajlı, ağır giysiler altında ter döken, bir palyaço hissiyatı veren, korku dolu, kompleksli ve eşcinsel eğilimli bir karakterdir. Kazanova kavramını tersine çevirmiştir çünkü yarattığı karakter baskın bir şekilde kadınsıdır. Bu filmde Fellini feminist bir bakış açısıyla tamamen kadınların gözünden bakan bir çerçeve yaratır beyazperdede.

ÖTEKİNİN ÖTEKİSİ: KADINLAR

Dahi yönetmen, seçtiği şaşırtıcı mekânlarla kendine özgü bir dünya yaratır. Fellini kadınları anlatırken kadın mitinden farklı hareket etmekle beraber, kendi “ötekisi” olarak kadınları göstermektedir. Zizek’in ortaya attığı “ötekinin ötekisi” kuramına göre Fellini kadınları da Fellini sinemasının ötekisi, yani “ötekinin ötekisi”dir.

Fellini, erkeklerin var olma mücadelesini kadınlar üzerinden anlatır. Fellini’nin en önemli filmleri arasında yer alan “La Dolce Vita”da bu var olma mücadelesine şahit olunur. Filmin baskın karakteri Emma ile Marcello’nun kendini var etme çabasında Marcello, kendini tek bir kadına ait hissetmek istemez. Bunu, suçu kadının üzerine yıkarak dile getirir. Emma’yı bu suçtan dolayı cezalandırmak için arabadan fırlatır. Ama bildiği tek şey vardır; Emma’ya geri döneceği. Marcello kendini sadece Emma’nın kollarında güvende hisseder. Gerçekler onu korkutur. Bu yüzden Emma’nın kolları tek sığınağıdır. Burada Fellini’nin yarattığı kadın sevgisi ve sunduğu hayat tarzı bir erkeğin hayatının sonuna kadar yaşadığı çelişkilerin sebebidir. Bu yüzden Marcello, Fellini’nin yaratmaya çalıştığı doğallıktır. Bu sonsuz çelişkide kadın sevgisiyle mutlu olur.

Kadınlara saplantılı duygularla bağlı olan Fellini, bu tutku dolu saplantılarını “Kadınlar Kenti” filminde gözler önüne serer. Filmin başrol aktörü geçmişten geleceğe uzanan büyülü bir yolculukta, hayatın farklı alanlarından birçok kadınla içli dışlı olur. Bu yolculukta ulaşmak istediği son noktayı ise mükemmel kadın temsil eder. Fellini’nin daha önce çektiği ve aralarında “Tatlı Hayat”, “8½” ve “Ruhların Jülyeti”nin de bulunduğu 17 filmiyle bağlantılı olan “Kadınlar Kenti”, Dante’den Fred Astaire’e uzanan geniş bir kültürel yelpazede sinema sanatının farklı bir boyutunu yansıtır. Cinsellik, fantezi ve heyecan dolu bu filmle Fellini, izleyiciyi dehasıyla kendine hayran bırakır.

FELLINI KADINLARI

Fellini filmleri sıra dışıdır. Sıra dışı olduğu kadar cesurdur da. Metresini ve karısını aynı filmde, metresine metres rolünü, karısına da sadık eş rolünü oynatabilecek kadar cesurdur. Fantezi dolu filmlerinde kadın tüm hatlarıyla kadınlığını sergiler. Sinema tarihinde görüp görülebilecek en güzel kalçalı, en güzel göğüslü kadınlar Fellini kadınlarıdır. Kerhanelerde, taşra yörelerinde, varoşlarda hep bir kadın vardır. Bu kadınlar bazen dolandırıcı, bazen bir palyaço, bazen yalnızlığı anlatan bazen de sevgiyi anlatan kadınlardır. Onun kadınlığı seçen eşcinselleri vardır aşkı anlatan. Sevgilisinden nefret eden ama gerçek sevgiyi onun kollarında bulan psikopat erkekleri vardır. Ve Fellini’nin kadınları olduğu kadar erkekleri de vardır. Bu erkeklerin tek ortak özelliği vardır: O da erkekliklerini kadınlar üzerinden anlatmaları...

Fellini “Ben gerçeği herkesin kendisinin bulması gerektiğine inanırım,” diyerek kendi dünyasının gerçeklerini dile getirir. Filmlerini rüyaları ve hayalleriyle şekillendirirken hayatın her yönünü konu eder, bunu bazen bir sirk havasında bazen de bir sanat eseri tadında beyazperdeye taşır. 1993 yılında hayatını kaybeden Fellini, 27 film ve 4 Oscar ödülü ile İtalya’nın dâhisi ve kültürel alanda bir gurur kaynağıdır.

Posted in: Life Style
Bize Ulaşın